BANKACILIK SINAVI – BANKACILIK SINAVLARI SORULARI BANKACILIK SINAVI – BANKACILIK SINAVLARI SORULARI  

Go Back   BANKACILIK SINAVI – BANKACILIK SINAVLARI SORULARI > BANKACILIK > BANKA MÜDÜRÜ OLMAK İÇİN

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-16-2011, 02:40 PM   #1 (permalink)
Junior Member
 
Üyelik tarihi: Jul 2011
Mesajlar: 7
Standart Banka müdürlerinin hukukî durumu ve yetki aşımı halinde sorumlulukları

l. Giriş
Zamanımızda modern hukuk ve iktisadi düşünce, metod ve muhteva bakımından evrensellik kazanmışsa eğer, bu başarıyı "iktisadi kalkınma ve büyüme" konuları üzerine eğilmelerine, ekonomik hayatın çeşitli yönlerini ve bunlar arasındaki ilişkileri sistemli bir şekilde incelemelerine, iktisat ile hukuku ayrılmaz bir bütün olarak kabul etmelerine, başka bir değişle her hukuki olayın bir iktisadi ve her iktisadi olayın da bir hukuki yönü bulunduğunu kavramalarına borçludurlar İşte gelişmekte olan ülkelerin kalkınma meselelerini de bu anlayış çerçevesinde inceleme konuşu yapan modern iktisat ilmi, bu ülkelerin en büyük sorunlarından birinin finansman açığı olduğu sonucuna ulaşmış olmalıdır ki, mali kurumlar dediğimiz bankacılık sektörüne ilişkin araştırma ve incelemelerine, günümüzde özel bir ağırlık kazandırmış bulunmaktadır. Zira ekonomik kalkınma seferberliğinin gerçekleştirilmesinde, ev idareleri ve firmaların atıl tasarruflarını toplayarak, kısa ve uzun vadeli finansman ihtiyacını karşılamak üzere, milli ekonominin çeşitli sektörlerine kanalize eden bankaların önemi büyüktür.

Türkiye de henüz gelişmekte olan bir ülkedir. Emek yoğun üretim yönteminden, sermaye yoğun üretim yöntemine geçmesi ve modern işletmecilik metodlarını uygulaması, içinde bulunduğumuz çağın kaçınılmaz gereklerindendir. Kaldı ki, gelişmiş ülkelere kıyasla önemli derecede yatırım açığımız bulunmaktadır.

İşte, bankacılık sektörü bu fonksiyonlarını yerine getirmeye çalışırken, banka yöneticisi, bir yandan modern işletmecilik yöntemlerine uygun hareket etmek, diğer yandan da tabi olduğu mevzuata uymak zorundadır. Bu çerçeve dahilinde temsil yetkisini kullanmak durumunda olan banka yöneticisinin, mer'i hukuktaki yeri nedir? Yetkileri nelerdir ve yetkilerini aşması halinde sorumluluğu ne olacaktır? Bu araştırmada, özellikle uygulamada mesleki ağırlığa sahip bulunan bu konular incelenmeye çalışılmıştır.

Çok eski bir geçmişi ve geniş bir çalışma alanı olmasına rağmen, ülkemizde bankacılığın bir meslek kuruluşu olarak inkişafı, gelişmiş ülkelere nazaran yeni sayılabilir. Bu nedenle, bankacılık işlemlerini düzenleyen prensiplerin, müstakil bir bilim dalı olarak ele alınmasına çok geç başlanmıştır. Süre gelen usul; banka işletmeciliğine ilişkin konuların işletme ekonomisi, banka hukukuna ilişkin konuların da Ticaret Hukuku, Borçlar Hukuku gibi hukuk kolları içerisine serpiştirilerek incelendiği yolundadır

Bu açıklamalar bile, banka yönetimiyle ilgili her konuda yapılacak araştırmada, araştırmacının çeşitli güçlüklerle karşılaşabileceğini göstermektedir. Henüz gelişme döneminde olan Türk Banka Hukuku'nun ne geniş ne de zengin kaynaklarının bulunmayışı, amatör bir araştırmacı İçin, özellikle çok çeşitli yasalardan ilgili hükümleri bulup seçerken ve bu hükümlerin, incelenmesine çalışılan konu ile olan ilgi derecesıni tespit ederken arzedeceği güçlükler açıktır. Bu güçlüklere rağmen, fonksiyonları icabı bir işletme olan bankanın yöneticilerinin, bu sıfatlarının gerektirdiği yetkilerinin sınırlarını ilgili kanun hükümlerinden yararlanarak incelemeye çalışacağız. Çalışmamızın odak noktasını ise. Temsil müessesesi teşkil edecektir.

2. Genel Olarak Temsil ve Vekalet1)
Genel hukuk kuralı, bir hukuki muamelenin meydana getirdiği sonuçların, o muameleyi bizzat yapanlara ait olması, üçüncü şahısların bu muameleden fayda veya zarar , görmemeleridir. Ancak, iktisadi ve ticari hayatın çok hızlı gelişmesi, bir hukuki muamelenin bizzat yapılmasına çoğu kez maddi veya hukuki engel teşkil eder. Medeniyetin yarattığı bu engelleri, toplum hayatından söküp atmaya imkan olmadığına göre, hukuki muamelelerin, kişi veya kurum adına, bir başkası tarafindan yapılmasını mümkün kılan bazı müesseselere ihtiyaç vardır. İşte, bu müesseselerin modern hukuktaki adı "temsil" ve "vekalet"tir.(2)

Bir hukuki muamelenin, bir kimsenin nam ve hesabına veya sadece hesabına hareket edilerek bir başkası tarafından yapılması halinde, temsil işleminden söz edilmektedir. Eğer temsil yetkisi, belirli bir iş ya da hizmetin ifası ile sınırlandırılmışsa, bu durumda vekalet müessesesi söz konusu olur. Kısaca, vekalet dar anlamda bir temsil, temsil de geniş anlamda bir vekalettir denilebilir. Temsil yetkisinin, temsil edilen kimse adına, temsilcinin tayininden güdülen amaca uygun olan her türlü tasarrufta bulunmayı kapsaması tabiidir. Hal böyle olmakla beraber, temsil ilişkisinin esas unsurunu teşkil eden temsil yetkisinin sınırlarını, temsil işleminin kanundan veya iradeden doğmuş olmasına göre mütalaa etmek gerekir.

Kanuni temsilde(3) bu yetkinin hangi sebeple verildiği, sınırlarının ne olduğu ve hangi hallerde son bulacağı ilgili kanunla düzenlenir. Bu nedenle temsilci sahip olduğu temsil yetkisini kanuna uygun olarak kullanmak zorundadır. Asıl güçlük iradi temsil yönündendir. Bu tür temsil, genellikle (hizmet, vekalet gibi) bir akde dayanılarak verilmektedir. Başka bir ifadeyle, iradi temsil yetkisi veren hukuki muamele özel bir şekle tabi olmadığı için, sözleşmeden bağımsız olarak, zımnen dahi verilmesi mümkündür.(4) Buradan şöyle bir sonuca ulaşılabilir; bir kimse bazı işlerini temsilci vasıtasıyla yerine getirmek istediği zaman, bu temsilin kapsamını da dilediği şekilde tayin edebilir (BK.m.19). Genel kural bu olmakla beraber, temsil edilen, temsilcinin yetkilerini her zaman kısıtlayabilir (BK.m.451/l-2).

Gerçekten, temsil yetkisi bir şubenin işleriyle sınırlı olarak verilebileceği gibi, birden fazla temsilciye birlikte de verilebilir (BK.m.451, TTK.m.321/2). Uygulamada görülen çift imza usulü birlikte temsil, temsil yetkisi verilen imzaların Ticaret Sicili'ne kaydı ise şube işleriyle sınırlı temsil şekilleri olarak gösterilebilir. Birlikte temsil yetkisi verilen kimseler, içlerinden birine, yetkileri dahilinde olan bir muameleyi tek imza ile gerçekleştirmek üzere yetki devrinde bulunamazlar. Eğer böyle bir hukuki muamele yapılmış yani münferiden hareket edilmiş ve diğer temsilci de sonradan imza koymak suretiyle rıza ve muvafakatini bildirmemişse, birlikte temsil yetkisine aykırı hareket eden temsilcinin sorumluluğu doğar.(5) Şu kadar ki, rıza ve muvafakatini beyan eden diğer temsilci, yapıcı bir hakkın kullanılmasından ibaret ve tek taraflı hukuki bir muamele olan icazet keyfiyetinden rücu edemez ve icazet, münferiden yapılan muamelenin yapıldığı andan itibaren hüküm ifade eder.(6) Bir şubenin işlerine münhasır olarak verilen temsil yetkisinin aşılması halinde de temsilcinin sorumluluğu sözkonusu olacak ve yetkisiz temsilci olarak telakki edilecektir. Ancak, temsil yetkisinin sınırlarını aşan işlem, aynı zarnanda temsil edilenin yani müessesenin gayesi dışına da çıkıyorsa, bu durumda. işlemin sonuçlarından yetkisiz temsilcinin şahsen sorumlu olması esastır.(7)

3. Ticari Temsilci:
Bir ticari İşletmeyi idare etmek ve bilvekale imza kullanmak üzere tayin olunan kimseye ticari temsilci denir (BK. m. 449/1). İşletmenin sahibi veya organlarından sonra en geniş yetkiye sahip bulunan ticari temsilci, şahıs işletmelerinde işletme sahibi, tüzel kuruluşlarda ise yetkili organlar tarafından atanırlar. Ticari temsilcinin, müesseseyi idare ve temsil edebilmesi için, usulüne uygun olarak verilmiş bir vekaletname ile tayin olunması gerekir (BK. m. 449). Ancak, tüzel kişiliğe sahip kuruluşlarda temsilcilerin tayini, kural olarak şekle bağlı olmayıp, yetkili organların (uzuvların) atama tasarrufu ile temsil yetkisi doğar.(8) Vekaletname veya atama işleminden doğan temsil yetkisinin ticaret siciline kaydı, temsilcinin temsil yetkisi yönünden değil, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların menfaatinin korunması yönünden önem taşır. Şu kadar ki, verilen temsil yetkisi tescil ettirilmemiş temsilcinin işletme adına yapacağı muameleler de, kanunen müesseseyi bağlayıcı mahiyettedir (BK. m. 449/2). İşte uygulamada, temsil yetkisinin Ticaret Sicili'ne tescil ve ilan ettirilmesi zorunluluğunu veya bu keyfiyetin yerine getirilmemesini de, sözü edilen yasal bağlayıcılıkta aramak lazımdır. Çünkü ticari temsilci, atandığı müessesenin belirli yetkilerine sahip yöneticisi durumundadır.

Ticari temsilci ve ticari vekil müesseseleri. Borçlar Kanunu ile düzenlenmiş olduklarından (BK. m. 449-452), bu müesseselere Ticaret Kanunu'nda ayrıca yer verilmemiştir. Ancak, BK.'nun anılan maddelerini açıklayıcı mahiyette bazı hükümlerin TTK"nun 12. ve 13. maddeleri BK.'nun ticari temsilciyi tarif eden 449/1 maddesini açıklayıcı hükümlerdendir. Ticari temsilci ile ilgili açıklamalarda. Borçlar Kanunu hükümlerine geniş bir yer vermemizin nedeni de, sözü edilen yasal düzenleme şeklidir.

4. Organ ve Temsilci Ayrımı:
Tüzel kişiler fiil ehliyetlerini organları vasıtasıyla kullanırlar ( MK.m. 48). Hukuk sistemimize göre, organın iradesi, bizzat hükmi şahsın iradesi hükmündedir ve onun tarafindan beyan olunmuş gibi sonuçlar meydana getirir. Başka bir değişle, organ tüzel kişinin temsilcisi değil, bizzat kendisidir. Zira, hükmi şahısların fiil ehliyeti, lüzumlu organlara sahip olmalarıyla başlar (MK.m. 47). İşte organın bu hak ve yetkisi, aynı zamanda onu ticari temsilciden ayıran husustur. Temsilcinin iradesi, kendi iradesidir ve tüzel kişiyi ilzam eden hukuki muameleleri, onunla arasında var olan temsil ilişkisine dayanarak yapar.(9) Organ ile temsilcinin tek benzer yönü, her ikisinin de hakiki şahıs olmasıdır. Temsilcinin, adına hareket ettiği tüzel kişinin bizzat kendisi durumunda olan organın iradesine tabi bulunduğuna da ayrıca işaret etmek gerekir.(7) Organ ve temsilci ayrımının bir nedeni de husumet ehliyeti yönünden olup, ileride ayrıca değinilecektir.

5. Merkez ve Şube Ayrımı:
Temsilcinin hukuki durumunu tespitte önemli bir faktör olan şube kavramının hukuki çerçevesini belirlemek, şube ve merkez kavramlarının hukuki farklılıklarını tespit etmek lazımdır. Esasen, merkez ve şube ayrımının, iktisadi görüşlere göre değil, hukuki unsurlara göre yapıldığı(10) dikkate almdığında, farklılığın, sözü edilen ayrımın hukuki sonuçları ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Merkez, bir işletmenin faaliyetlerinin "mülki" anlamda yönetildiği ve işletme sonuçlarının toplandığı (füzyon edildiği) iş yerini ifade eder.(11) Diğer bir değişle merkez, kuruluşu sevk ve idare eden yani üst sorumluluk ve yetkileri taşıyan organ topluluğunun bulunduğu yerdir. Anlaşılacağı üzere, işletme merkezi kavramı iki temel veriyi kapsamaktadır: birinci veri işletmenin hukuki ilişkilerinin bir kül olarak yönetilmesidir ki, bu açıdan hukuki merkez sözkonusu olur. İkinci veri, işletmenin yönetimi ile iş ve işletme politikalarının bir kül olarak yönlendirilmesidir ki, bu açıdan da iş merkezi veya ekonomik merkez sözkonusu olur. Türk hukukunda, işletmenin kanuni veya ekonomik merkezlerinin ayrı yerlerde bulunmasını engelleyen bir hüküm bulunmadığı için, kuruluşun kanuni ve ekonomik merkezlerinin ayrı mahallerde bulunması şeklinde bir uygulama doğmuş durumdadır.(12) İşletmelerin gelişmesi açısından da bu tür bir uygulamanın yararlarından da ayrıca sözedilebilir.

Bankalar Kanunu "merkez şube" (m. 6/2) dışında, merkez şube kavramına yer vermemiştir. Ancak, bu kanunun amir hükümlerinden (m 1/2) hareketle, TTK'nun 42 ve 138. maddeleri ile, MK/un 19 ve 49. maddeleri bir kül olarak mütala edildiğinde, işletme faalıyetlerinın yönetildiği ve organ topluluğunun (genel müdürlük) bulunduğu yerin, banka tüzel kişiliğinin merkezi(13) olduğu sonucuna ulaşılır.

Şube ise, yönetim açısından merkeze bağlı bulunan, ancak faaliyet yönünden kendi mahallinde bağımsız olarak hareket eden ve merkezin unvanını taşıyan (TTK.m.50) birimdir.(14) Ticaret Kanunu, çeşitli hükümlerinde şubeden söz etmiş (TTK.m.42, 50, 300 vb.), ancak şubeyi tarif etmemiştir. Bankalar Kanunu ise şubeyi tarif etmiştir (m2/2). Buna göre şube 3. şahıslarla olan dış ilişkilerinde bağımsızdır.(15) Hukuki ve ekonomik anlamlı olan bu bağımsızlık, kendi yetki sınırları içinde, merkezin politikaları doğrultusunda ve merkez adına borçlandırıcı ve kazandırıcı işlemlerde bulunma yetkisinden ibarettir. Şu kadar ki, merkezin unvanını taşıyan her bağımsız birim, sermaye ve muhasebe yönünden otonomiye sahip bulunsa bile şube sayılır.(14) Hatta bulunduğu mahallin şartları, bazı konularda şubenin merkezden farklı bir politika izlemesini gerektirse bile, merkezin politikaları doğrultusunda ve onun adına hareket eden şube, bu gibi hallerde de merkezin muvaffakatini almak zorundadır(11) ve farklı bir politika izlemesi, şube sayılmasına mani değildir.

Anlaşılacağı üzere, şube bir cüz'ü tamdır yani tüzel kişiliğin tamamlayıcı unsurlarındandır.(16) Esasen tüzel kişinin merkezinin kayıtlı bulunduğu sicilin "esas sicili" kabul edılerek, şubelerinin de bu sicile kaydedilmesi mecburiyeti (TSN.m.58) ve şubenin yaptığı hukuki işlemlerden dolayı merkezin (ana teşekkülün) malı mes'uliyetinin bulunması, yani şubenin işlemleri nedeniyle, merkez hakkında iflas davası açılabilmesi(17) de, şubenin bir cüz'ü tam olduğu yolundaki görüşü teyid etmektedir. Hal böyle olunca, merkez adına borçlandırıcı ve kazandırıcı işlemler yapan bir ünitenin, bağımsız bir tüzel kişiliğinin olamayacağı tabiidir. Şubenin tüzel kişiliğinden söz edilebilmesi için, her şeyden önce müstakil bir mal varlığının bulunması ve kendi iradesi ile kendisini feshedebilmesi lazımdır.(18) Halbuki, şubenin bağımsız bir malvarlığı olmadığı(19) gibi kendi iradesiyle kendisini feshetme yetkisi de yoktur.(20) O halde şube merkeze tabi bir birimdir ve tüzel kişiliği bulunmayan böyle bir ünitenin, organ topluluğuna sahip olması da mümkün değildir.

Şubenin, bulunduğu yerin ticaret siciline tescil ve ilan mecburiyeti,(21) merkezden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip olduğu şeklinde değil, tacirin(22) ve üçüncü şahısların menfaatlerinin koruması(23) açısından önem taşır.

6.Tüzel Kişinin Merkez ve Şubelerinin Temsil ve İmza Şekli
Hükmi, şahısları temsil yetkisi, münferit yöneticilere değil, belirli organlara tanınmış bulunmaktadır.(24) Esasen, BK.'nun 451/2. maddesi ile TTK.'nün 321/3. maddesindeki sınırlamanın anlamı da budur. Başka bir değişle, tüzel kişileri temsil yetkisınin kullanılış şekilleri hakkında "'birlikte temsil" hükümleri uygulanır.

Bankalar Kanunu'nda bankanın temsil şekli ile, organ ve temsilcilerinin imza koyma şekli hakkında herhangi bir hüküm yoktur. Ancak bankaların anonim şirket şeklinde kurulma zorunluluğu (Bankalar Kanunu m. 3) ile, genel hükümlerin bankalar hakkında da uygulanması (Bankalar Kanunu m. 1/2) yolundaki amir hükümler muvacehesinde TTK/nun anılan 321. maddesinde ifadesini bulan "anonim şirketler hakkında düzenlenecek evrakın ve yapılacak işlemlerin geçerli olabilmesi için temsil yetkisi bulunan iki kişinin birlikte imza koymaları şartının"(25) bankalar için de geçerli olduğu tabiidir. Nitekim Bankalar Kanunu'nun 15. maddesinde "'birinci imza" deyimine yer verilmekle, BK. ve TTK.'nün tıcan mümessil ve ticari vekillerle ilgili hükümleri karşısında, ayrı bir hüküm (istisnai mahiyette) koymak suretiyle, birinci ve ikinci imza usulünün mümkün olabileceği (BK.m.451/2 ve TTK. m. 3 21/2) şeklindeki genel hükümlere ve bankalarda uygulanagelen "birinci - ikinci imza" teamülünün devamına yasal himaye kazandırmıştır. Özetle, birlikte imza yetkisine sahip bir işlemin banka tüzel kişiliğim bağlaması sözkonusu değildir.

Diğer taraftan, Ticaret Kanunu hükümlerine göre (TTK.m.42/2) her tacir22 kullanacağı ticaret unvanını ve bunun altına atacağı imzayı notere tasdik ettirdikten sonra, ticaret sicili memurlarına tevdi etmeye mecburdur. Bu zorunluluk BK. ve TTK. hükümlerine paralel olarak, imza selahiyeti verilenlerin yetkilerim, imzalarının adına tescil edilen mekez ve şubenin işleriyle sınırlı olmasından ibarettir.(26) Amaç tarafların menfaatlerinin korunmasıdır. Burada bir hususu belirtmekte yarar var: imza yetkisi verilen banka personelinin yetkilerinin, işbölümünün gereği olarak ve belirli servisleri itibariyle sınırlandırılması, dahili bir işlem olup, üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez.(20) Hatta, böyle bir sınırlandırmanın ticaret siciline tescil ve ilanı da mümkün değildir.

İmza işlemleri ile ilgili olarak işaret edilmesi gereken bir diğer husus da, sonradan imza konusudur Şekle tabi hukuki muamelelerde öncelikli yetkililer tarafindan imzalanması herhangi bir sebeple ihmal edilen evrakın, sonraki yetkililer tarafindan imzalanmış olması, geçmişi içme alan (makable şamil) bir sonuç doğurmaz. Çünkü noksan olan imzanın tamamlanması île muamelenin belgelendirilmesi (tevsiki) değil, sonradan vücuda getirilmesi (ihdası) sözkonusudur. Yani, sonradan başkaları tarafindan imza mümkündür.(27)

7. Banka Müdürlerinin Durumu:
Anonim şirket statüsünde kurulan (Bankalar Kanunu m. 3) bankalar, bir yandan TTK.'nun anonim şirketler ile ilgili hükümlerine, diğer yandan ise, Bankalar Kanunu'na tabi bulunmaktadırlar. Ayrıca anılan kanunlarda açıklık bulunmayan hallerde, umumi hükümler caridir (Bankalar Kanunu 1/2 ). Bu halde özel hüküm genel hükme takaddüm eder(28) prensibinden hareketle sonuca ulaşılması tabiidir. Kendisıne icra yetkisi verilen kademe, bu yetkilerini organ adına kullanabilir. Alt kademelere devredilen hak, yönetim hakkı değil, yönetim yetkilerinin organ adına kullanılması hakkıdır.(29) Organ ise tüzel kişiliği kayıtsız şartsız temsil eder (MK.m.48). Bu kuralın ticaret şirketleri (TTK.m.138) ve dolayısıyla bankalar hakkında da uygulanacağı (Bankalar Kanunu m. 1/2 ), adı geçen kanunlarda yapılan atıflarla kabul edilmiştir. Bu duruma göre, banka müdürlerinin hukuki durumunu tespit edebilmek için, bankanın yönetimim fonksiyonel hiyerarşi anlayışı içinde, organ ve temsilci aynmına tabi tutmak gerekmektedir.

Bankalar Kanunu, bankaların yönetimim. Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlerin yönetimine ilişkin hükümlerinden farklı olarak düzenlemiştir (Bankalar Kanunu m. 15). Şöyle ki. Bankalar Kanunu, Ticaret Kanunu'nda öngörülen idare organlarına ilaveten, bir de İdare komıtesi ihdas etmiş (Bankalar Kanunu m. 19), banka genel müdürünü organ olarak atamış ve umum müdürünü, banka yönetim kurulunun tabii üyesi olarak tesbit etmiştir (Bankalar Kanunu m. 15/2). Bu suretle, bankanın yönetim kurulu ile, fiili idaresi arasında sıkı bir bağ oluşturulmuş ve yönetimde bütünlük esası benimsenmiştir. Böylece Ticaret Kanunu'na göre sadece icra mekanizmasının başı olan müdür (TTK.m.342), Bankalar Kanunu'nda, (m. 15/2) umum müdür sıfatıyla karar organının tabii üyesi ve icra mekanizmasının da başı olarak, iki yönlü ve geniş bir yetkiye sahiptir. Kısaca, Ticaret Kanunu anonim şirketlerin idare meclisini organ olarak tanıdığı ve kanuni temsilci olarak tesbit ettiği (TTK. m. 317) halde, bu meclisin idaresinde bulunan diğer icra kademelerini organ olarak tanımamıştır. Halbuki, Bankalar Kanunu, idare meclisi yanında, umum müdürü de bankanın bir organı olarak tanımıştır (Bankalar Kanunu m. 15/2). Anlaşılacağı üzere, genel müdür, bankanın organıdır. Bu nedenle bankayı ilzam edecek bir hukuki muamele yaparken, tüzel kişi olarak bizzat hukuki muameleyi yapmış sayılır.(30)

Şube müdürlerinin durumuna gelince: birer ticari işletme ve tacir(22) olan bankalar, işlerim tacir yardımcıları vasıtasıyla da idare etme hakkına sahiptirler.(31) O halde banka organlarının sahip olduğu temsil yetkisini, ticari mümessil ve ticari vekilleri aracılığıyla da kullanma imkanı mevcuttur. Esasen, şubenin merkezden bağımsız bir tüzel kişiliğinin bulunmaması, merkezin gaye ve politikaları çerçevesınde ancak bağımsız ful ehliyetinin bulunması da, temsilci vasıtasıyla idare edilmesini gerektirmektedir. Bu duruma göre, bir banka şubesinin sevk ve idaresi ile görevlendirilen kimse, üçüncü şahıslara karşı, bankanın organları gibi sorumlu olur ki, bu kimsenin kanundaki adı "'müdür'dür. (TTK.m.342, Bankalar Kanunu m. 15)

Müdür, organ sayılmasa bile,(32) yetki ve sorumlulukları başında bulunduğu birimin işlerine hasredilmiştir (BK.m.451) ve bu yönüyle ticari temsilci durumundadır.(33) Esasen, müdürlük sıfatının müdür tarafından bir başkasına devredilememesi de, banka müdürünün ticari temsilci olduğu yolundaki görüşü teyid etmektedir. Bu duruma göre tabi bir fonksiyonu bulunan banka şubesini yöneten müdür, hukuki açıdan yetkileri başında bulunduğu şubenin işleriyle sınırlı (BK.m.451/l) bulunan ve birlikte imza yetkisıne sahip ( BK.m.451/2, TTK.m.321, Bankalar Kanunu m. 15) olan bir ticari temsilcidir.(33)

Banka şubesi banka tüzel kişiliğini, şube müdürü de o banka şubesini temsil eder. Yanı, şube müdürü temsil yetkisini, bağlı olduğu genel müdürlük adına değil, atamaya yetkili organdan aldığı yetkiye istinaden temsil ettiği şube adına kullanır. Nitekim, BK.m.451'de, ticari temsilcinin yetkılerinin bir şubenin işleri île sınırlandırılmasının anlamı da budur. Başka bir değişle, şubenin yaptığı işlemlerden doğan hak ve mükellefiyetler, (iflas davası hariç) işlemi yapan şubeye ait olur.

Şube müdürünün temsil yetkisinin kapsamı, üstlendiği idare görevi ile sınırlıdır. Bilindiği üzere, idare kavramı, müessesenin amaçlarına dahil ve mevzuatına göre konusunu teşkil eden ve gayenin elde edilmesine yarayan bütün iş ve hukuki muameleleri teşkil eder.(34) Buna göre, şube müdürünün temsil yetkisinin kapsamı, bankanın gayesi ile ilgili olmak kaydı ile bütün hukuki muamele ve fiilleri içerir. Bu kuralın bir tek istisnası BK.m.450/2'dir. Bunun dışında kalan ve temsil yetkisini sınırlayan her şart, tescil ve ilan edilse bile hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez ( BK.m.451/3).20 Zira, şube müdürü, bankayı şu veya bu şekilde temsil eden alelade bir temsilci değil, basında bulunduğu şubenin belirli yetkilere sahip yöneticisi durumundadır. Bu itibarla, şubeyi idare ve temsil yetkisine sahip bir müdürün yaptığı işlemler, bankanın mevzuatına uygun olmasa bile, amaç dahilinde kalmak kaydı ile geçerlidir. (TTK.m.351, BK.m.100, 451)

Diğer taraftan, hukuki yönden ticari temsilci durumunda olan banka müdürünün temsil yetkisinin, bazı işlemlerle ve bazı limitlerle sınırlı olması, üçüncü şahıslar açısından önem ifade etmez. Zira, bu sınırlama bankanın iç işlerine taalluk eder.(35) Şube müdürünün, şubenin dış ilişkilerine ilişkin yetkilerinin sınırı ile, bankanın iç işlerine ait yetki sınırlarının ayrı şeyler olduğu; birinci sınırlamanın banka ile ilişkide bulunan üçüncü şahısların (mevduat sahiplerinin) haklarının korunması, ikinci sınırlamanın ise bankanın yararlarının (banka varlıklarının ve likiditesinin artırılması gibi) ve kamu düzeninin korunması açısından önem taşıdığı açıktır. Bu duruma göre, bankanın temsili tüzel kişilerin temsiline ilişkin genel hükümlere bağlı kalmaktadır ve şube müdürünün sirkülerle piyasaya ulaştırılan temsil yetkisinin sınır ihtiva etmemesi, işlem limitleri ile ilgili sınırlamanın bankanın iç işlemlerinden ibaret olduğunu teyid etmektedir. Bu nedenledir ki, şube müdürünün yetki sınırını aşmak suretiyle de olsa, banka adına yaptığı kazandırıcı ve borçlandırıcı işlemler, bankanın gayesinde kalmak kaydıyla şubeyi bağlar.

Burada akla şöyle bir soru gelebilir: şube müdürünün, şubesi adına mahkemede aktif taraf olma hakkı (husumet ehliyeti) var mıdır? Daha önce de işaret edildiği üzere, bir banka şubesi, banka tüzel kişiliğinin yani ana teşekkülün gayesine uygun bütün mutad işlemleri yapmak yetkisine sahiptir. O halde, şubenin sahip olduğu bu işlem ve temsil yetkisinin, yaptığı hukuki muamelelerin bütün icaplarını da kapsaması gerektiğini, bankanın gayesine uygun bütün işlemleri yapma yetkisine sahip bulunmasının tabii bir sonucu olarak görmek icap eder.(36) Zira, banka şubesi ana teşekkülü, müdür de banka şubesini temsil eder ve şube müdür vasıtasıyla iradesini açığa vurur (MK.m.48, TTK.m.138). buna göre, bir banka şubesinin yapmış olduğu sözleşmeden dolayı. İcrada ve takibatta bulunmak ve dava açma hakkının kabulü de gerekir.(36) (37)

Anlaşılacağı üzere, ticari temsilci durumunda olan banka şube müdürü, basında bulunduğu şube adına dava ve takip hakkına da sahiptir. Ancak, teoride ve Yargıtay'ın bazı kararlarında,(38) şube müdürünün davada taraf olma ehliyetinin bulunmadığı yolundaki görüşler de dikkate alındığında, şube adına dava açmakla mahkemeyi bizzat takip etme yetkisini ayırmak icap etmektedir. Bankalar Kanunu'na göre (m. 15), genel müdür, bankanın organı yani kanuni temsilcisidir. Banka tüzel kişiliği, fiil ehliyetim kanuni temsilcileri aracılığıyla kullanır (MK.m.48). Kanuni temsil yetkisine sahip olan herkes, davasını bizzat veya kanuni vekil vasıtasıyla takip edebilir (HUMK.m.59). O halde, banka tüzel kişiliğini temsil selahiyetine sahip olan genel müdür, avukatlık sıfatı olmasa bile, banka adına dava açmak ve mahkemeyi bizzat takip etmek yetkisine sahip bulunmaktadır.(39) Aynı şeyi şube müdürleri için de söylemek tartışmaya açık olmakla beraber, banka genel müdürlüğünün vereceği açık yetkiye dayanarak, şube müdürünün şube adına dava açma hakkı vardır ve uygulama bu yöndedir. Ancak, davayı bizzat takip edip edemeyeceği tartışmalı olup, bu tartışmanın tamamen son bulması, 1136 sayılı Avukatlık Kanunusun 35. Maddesinin değiştirilmesi veya HUMK'un anılan 59. Maddesindeki "kanuni temsilci" kavramına banka şube müdürlerinin de girip girmediğinin açıklığa kavuşturulmasıyla ancak mümkün olabilecektir.

Yukarıda yapılan açıklamalar banka müdürlerinin hukuki durumunu izaha yöneliktir. Belirtilen hukuki çerçeve içinde kalması gereken banka müdürünün, yetkisini aşarak işlem yapması halinde sorumluluğu ne olacaktır?

Daha önce de belirtildiği üzere, ister organ, ister ticari temsilci olsun, hukuki muamelelerde bulunurken, müessesenin gayesi doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Diğer bir deyişle, hükmi şahısların fiil ehliyetleri "tahsis prensibi"(40) doğrultusunda gayeleri ile sınırlıdır. Bu noktada İki durum sözkonusu olabilir:

a) Müdürün, yetkısıni aşmak suretiyle gerçekleştirdiği işlem, bankanın gayesine uygundur.

b) Yetki tecavüzünü içeren işleri aynı zamanda bankanın da gayesi dışındadır.

Birinci durumda, limit bakımından yetki aşımı sözkonusudur. Ancak, yapılan işlem mutaddır ve müesseseyi bağlar (BK.m.449/2).(41) Buna göre, bankalarda bazı işlemler için yetki sınırları (limit) tespit edilmesinİn, bankanın temsili açısından değil, bankanın iç düzeni açısından önem taşıdığı anlamında mütalaa edildiği söylenebilir.(42) Diğer taraftan müdürün yetki limitini aşan işlemlerden sorumlu olan bankanın sorumlu olması halinde, yetki tecavüzünde bulunan şahsın sorumlu tutulacağı (TTK.m.590) ve zararın tazmin ettirileceği tabiidir. Zira, bankayı temsile yetkili olanlar, işlemleri banka mevzuatı doğrultusunda ve meslek kurallarına uygun olarak yapmakla görevlidirler. Diğer bir ifadeyle, tedbirli bir tacir gibi davranmak zorundadırlar. Bu itibarladır ki, yetki sınırlarının aşılması ağır kusurlu bir davranış sayılmakta(43) ve bu davranıştan kaynaklanan banka zararının, sebep olanlardan tahsili icap etmektedir.

İkinci durumda ise, konu bakımından yetki aşımı sözkonusudur. Yetkisiz temsilcinin yapmış olduğu işlem, müesseseyi bağlamaz(44) (BK.m.38) ve işlemi yapan, bizzat sorumlu olur (45)(TTK.m.590). Zira, görevinin gereği olarak kendisine tanınan yetki sınırlarını aşan bankacı, vazifesini suistimal etmiş olur ve sonucu arzu edilmese bile, kanun böyle bir davranışı cezalandırır.

Bilindiği üzere cezai sorumluluk ehliyeti, hukuki sorumluluk ehliyetinden farklıdır vegerçek
kişiler aleyhindedir. Bu kuraldan hareketle, müdürün yetkisini aşması halinde ve fiilin mahiyetine göre, Bankalar Kanunu'nun 10. Bölümündeki (m. 68 vd.) cezai hükümlere göre, hatta gerektiğinde aynı kanunun 77. maddesi yoluyla Ceza Kanunu hükümlerine göre de cezalandırılması mümkündür. Diğer taraftan, mevzuata aykırı işlemler yoluyla, bankayı zarara sokan temsilci hakkında, cezaların içtima ettirilmesi de sözkonusudur (TCK.m.68-80). Böylece, fikri içtima prensibi doğrultusunda, banka mevzuatına aykırı her fiil ayrı bir suç olarak mütalaa edilmek suretiyle aynı neviden cezaların toplanması (TCK. m. 71) veya kanunun aynı hükümlerinin müteaddit defalar ihlal edilmesİ (teselsül) halinde, cezaların belirli oranlarda artırılması (TCK.m.80) da sözkonusudur.

Yetki sınırlarını aşan bankacının sorumluluğuna birkaç örnek vermek gerekirse: karşılıksız çek, mala karşı işlenen suçlardan sayılmakta ve bu nedenle de faili dolandırıcılık (TCK.m.503) ile cezalandırılabilmektedir. Bu itibarla karşılıksız çeki bilerek ödeyen veya provizyon veren bankacı, hizmet olur.(46) Zira, bilerek verilen karşılıksız provizyon işleminin, TCK. m. 503'teki unsurları içerdiği, dolandırıcılık fiilinin teşekkülünü mümkün kılacak teşebbüs (TCK. m. 64-67) mahiyeti taşıdığı ve asıl suçun işlenmesini eylemli olarak kolaylaştırdığı nedeniyle, karşılıksız provizyon veren banka personelinin de, karşılıksız çek faili gibi cezalandırılması ve cezayı artıran sebeplerin bunlar için de uygulanması genellikle kabul edilmektedir.(47) Belirli bir ücret karşılığında idarecilik görevi yapan müdürün, banka varlıklarını gayeye aykırı olarak kullanması veya kullandırması, TCK. m. 510 kapsamına girer. Bu cümleden olarak: yetkilerini özel kanun ve banka statüsüne aykırı olarak kullanmak suretiyle kredi kullandırılması,(48) keza, bankacılık usullerine ve mutad işlem şekillerine riayet edilmeksizin, menfaat (özel çıkar) sağlamak gayesiyle kredi kullandırılması, hesabına yatırılmak üzere müşteriden teslim alınan ve hesap cüzdanına işlenen paraların banka veznesine yatırılmaması,(49) itimada dayalı bir müessese olan bankanın parasının, banka zararına ve başkaları yararına kullandırılması,(50) görev sırasında hileli yollarla ve bilerek müessesenin zararına işlem yapılması,(51) keza, haksız kazanç sağlamak amacıyla başlatılan sözkonusu hileli işlemin herhangi bir nedenle düşünülen şekilde gerçekleştirilememiş olması veya başvurulan hilenin özelliğinin takdire müsait bulunması,(52) idaresi altında bulunan banka mallarının işyeri dışına çıkanlması,(53) yetkili makamların müsadesine tabi işlemlerin, bu makamların oluru alınmadan yapılması,(54) görevleri içinde olan ve muhafazasından sorumlu bulunulan değerlerin kendi hesabına kullanılması fiillerinden doğan cezai sorumluluk, TCK. m. 510 kapsamına girmektedir. Kısaca m.510'daki idare kavramından: görevi ifa ve yetkiyi kullanırken, özel kanun ve statü hükümlerine uygun olarak mensup olunan müessesenin menfaatlerini korumak anlamı çıkarıldığı sürece, bu anlayışa ters düşen davranışlar, anılan madde kapsamında mütalaa edilebilecektir. Şu kadar ki, cezalandırılmak istenen fiil, inancın kötüye kullanılması suretiyle güven duygusunun zayıflatılması; amaç ise, bankayı idare edenlere karşı güven duygusunun sağlanmasıdır.

Diğer taraftan, görevi dahilindeki işlerde, asılsız belge düzenlenmesi, bu belgelerle para ve kıymet hareketinin sağlanması, para ve kıymet hareketlerine esas teşkil eden belgelerde tahrifat yapılması veya resmi evraktan sayılan (kambiyo senetleri gibi. TCK. m. 449) belgeler üzerinde değişiklik yapılması gibi durumlar evrakta sahtekarlık sayılır (TCK.m.339-349) ve bu suçun müessesenin müdürü tarafından işlenmesi hali, ağırlaştırıcı unsur olarak dikkate alınır. Örneğin, kambiyo senetleri üzerinde yapılan tahrifat46/a, sahte teminat mektubu düzenlenmesi,(55) sahte imza ile müşteri hesaplarından para tediyesinin sağlanması(56) fiilleri Ceza Kanunu uygulaması yönünden evrakta sahtekarlık suçunu teşkil eder.

Öte yandan. Bankalar Kanunu'na aykırı davranışları ile, bankanın tasfiyeye girmesine sebep olan yöneticilerin, tacir olmadıkları halde (İİK m 43) şahsen iflaslarına (Bankalar Kanunu m. 7 8) karar alınmak suretiyle, bankacılık sektöründe yeniden görev alma imkanından mahrum edilmeleri (Bankalar Kanunu m. 15/3) de mümkündür.

Ayrıca, özel kanun ve bankacılık usullerine aykırı işlemleri nedeniyle, hakkında hukuki (mali) ve cezai sorumluluk yoluna gidilen personelin, bankanın kendi iç mevzuatı gereğince idari (disiplin) yönden cezalandırılmasına bir mani hüküm bulunmadığını da hatırlatmak gerekir.

Banka müdürlerinin hukuki durum ve sorumlulukları ile ilgili olarak yukarıdan beri yapılan açıklamalar. Bankalar Kanunu hükümleri doğrultusunda anonim şirket statüsüne sahip bankalar açısından ele alınmıştır. Ancak, ülkemizde özel kanunlarla KİT şeklinde kurulmuş çok amaçlı bankalar da mevcuttur ve bu bankaların bir kısmı her türlü bankacılıksebebiyle emniyeti suistimal suçunu (TCK. m. 510) işlemi İşlemlerini yapmaktadırlar. O halde, hukuki bünyesi farklılık arzeden çok amaçlı bankaların temsil şekli ile, personelinin sorumluluğunun da, diğer bankalara kıyasla özellik taşıyan yönlerine kısaca işaret etmek lazımdır.

KİT'lerin birer ticari işletme (İDT. K. m. l ve TTK.m.11) ve tacir (TTK.m.18) sayıldıkları, özel kanunlarında açıklık bulunmayan hallerde tamamen hususi hukuk hükümlerine tabi (İDT.K. m.3) oldukları, bu kuruluşları idare ve temsil yetkisinin genel müdüre ait (IDT.K. m. 7 ve 10) bulunduğu ve bu yetkilerin devrinin genel hükümlere tabi (İDT K m 10) olduğu hususları dikkate alındığında, bu kuruluşların ticari temsilci aracıkığıyla. yonetilme imkanının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Esasen, idare ve temsil şekli yönünden, İDT Kanunu'nun daha önceki açıklamalara kıyasen önemli bir farklılık arzetmediği bu yönden, 7129 sayılı Bankalar Kanunu ile, 440 sayılı İDT Kanunu hükümleri arasında paralellik bulunduğu, hatta 440 sayılı kanunun, husumet ehliyetini düzenlediği (m. 10) söylenebilir. Bu duruma göre, çok amaçlı bankaların, hukuki bünye açısından değil,(57) yaptıkları bankacılık işlemleri yönünden Bankalar Kanunu'na tabi olduklarını söylemekte sakınca yoktur. o halde, KİT statüsüne tabi banka müdürlerinin hukuki durumları ile, görevinden kaynaklanan hukuki (mali) ve idari sorumlulukları yönünden, daha önce açıklanan hususlardan farklı bir durum bulunmadığı ve temsil yetkisinin şekil ve kapsam yönünden daha önceki açıklamalara tabi bulunduğu(58) söylenebilir. Ancak, Ceza Kanunu uygulaması yönünden durum farklılık arzetmektedir.

KİT'ler mali ve idari yönden özerk kamu kuruluşları olmakla beraber, bu kuruluşların malları Devlet malı sayılmak (TDT.K. m 28) suretiyle bunlara karşı suç işleyenlerin cezaları ağırlaştırılmıştır. Keza KİT personeli. Ceza Kanunu uygulaması yönünden "devlet memuru" sayılmıştır (IDT.K. m.33). Bu itibarla KİT personelinin, "hizmet sebebiyle emniyeti suistimal" (TCK m 510) suçunu işlemesi ve bu fiil neticesinde kurumun zararının sözkonusu olması halinde, cürüm zimmet olarak teşekkül eder ve ceza ağırlaşır.(59) Keza, bu kuruluşlarda gerçeğe aykırı ve kurumu zarara sokacak şekilde düzenlenen her türlü belge resmi evrakta sahtekarlık suçunu teşkil eder.(60) Kısaca, KİT'lerde çalışan personelin suç işlemesi halinde özel ceza hükümleri taşıyan kanunlarda, özel bir suç unsuru bulunmasa bile, TCK'nun görevin kötüye kullanılmasına ilişkin hükümlerine (TCK.m.240) göre ceza uygulaması mümkün bulunmaktadır.
djdelete isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklamlar
Alt 10-16-2012, 09:48 AM   #2 (permalink)
Junior Member
 
Üyelik tarihi: Oct 2012
Mesajlar: 23
Standart

Çok titizlik isteyen bir meslek allah kolaylık versn..
__________________
teos
smmm
tesmer
asli57 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Reklamlar
Cevapla

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:39 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.